Koronavirüs’ün Gör Dediği: Piyasacı Sağlık Politikaları Çökmüştür

José Saramago bilinen eseri Körlük’te “bir felaket” der “hiçbir zaman tek başına gelmez.”[1] Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını bir felaket olarak insanlığın başına çökmüştür fakat bu küresel salgının etkisiyle neoliberal sistemin insan yaşamını hiçe sayan uygulamaları da bir felaket olarak önümüze çıkmıştır. Uzun yıllar boyunca yazılan, tartışılan ve gerçekliği her gün yeniden sağlanan uygulamalar dünyada birçok insanın gündelik hayatına en yakından sirayet etmiştir. Eserine şu cümlelerle devam eder Saramago, “Felaket herkesin başına aynı anda çöktüğünde bile bazı insanlar ötekilerden her zaman daha kötü koşullarda yaşar.”[2]

Küresel koronavirüs salgını (Kovid-19) neoliberal kapitalizmin uzun süredir yürüttüğü sağlığı piyasalaştırma politikalarının iflasına işaret etmiştir.

“Neoliberal sağlık sistemi çöktü mü, çöküyor mu?” soruları sorulmaya başlansa da neoliberal sistemin dayanıklılık gücü sandığımızdan güçlü olabilir.

Uzun zamandır şunu söylüyorduk: Neoliberal dönüşümün yarattığı tahribat hayatımızın her alanına sirayet ettiği gibi en insani hak olan sağlık alanını da tahrip etmiştir. Sağlık hizmetine erişim ve yararlanma artık bir hak olmaktan çıkmış; sağlık küresel kapitalizmin yeni ve yüksek kâr oranlı alanlarından birisi olmuştur.[3]

Eleştirdiğimiz politikaların acı sonuçlar vereceğinin bilincinde olsak da, bunun bir küresel salgın vesilesiyle somutlaşması canımızı yakıyor.

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından şu ana kadar alınan önlemlerin gerekliliği bir yana, “kapitalist sistemin kar amacı güderek yaklaştığı ve kar sağlama alanına çevirdiği sağlık sistemi mevcut tehlikeyi önlemekten acizdir.”[4]

Daha geniş düzlemde ihtiyaç olan; “kemer sıkma politikalarından kesin bir kopuşu, refahın yeniden dağıtılmasını, sağlık sektörünün yeniden finanse edilmesini ve kamulaştırılmasını”[5] hedefleyen politikaların hayata geçirilmesidir.

İspanya ilk adımı atmıştır: 17 Mart’ta aldığı karar ile birlikte tüm özel hastaneleri kamulaştırmıştır.

Vahşi Kapitalizmin Koronavirüsle İmtihanı: İtalya Örneği

Çin’in ardından Avrupa merkezli bir salgına dönüşen Kovid-19’da hızlı önlemler ve tedbirler, hastalığın artmasında ve ölümle sonuçlanmasında ciddi önem arz ediyor. Salgının dünyaya yayıldığı dönemlerde vaka sayısının azlığı sebebiyle gerekli tedbirler almayan İtalya’da koronavirüs sebebiyle ölüm sayısı 3 bine yaklaşmıştır.

9 Mart’ta olağanüstü hal ilan edilen İtalya’da son 20 günde birçok kararname yayınlanarak çeşitli tedbirler açıklandı. Kısmi bir şekilde sokağa çıkma yasakları uygulamaya çalışan fakat bu yasaklara uyulmayan İtalya’da Başbakan Giuseppe Conte 11 Mart’ta halka seslenerek yeni ve daha sıkı kararnamelerin alınacağını duyurdu. Conte, televizyondan yaptığı konuşmasında 25 Mart’a kadar eczane ve marketler hariç tüm ekonomik faaliyetlerin durdurulacağını ve işletmelerin kapatılacağını duyurdu.

Bu kararnameyi yakından inceleyen İktidar Halka Partisi üyesi Maurizio Coppola[6], sadece eczane ve marketlerin değil bütün üretim aygıtlarının çalışmaya devam edeceğini sadece perakendecilik, gastronomi ve kişisel bakım hizmetlerinin çalışmalarına devam etmeyeceğini açıkladı. Coppola, yemek siparişleri, bankalar ve finans kurumları, sigorta şirketleri, postane, tarım ve çiftçilik ile gıda üretiminin ise çalışmalarına devam edeceğini kaydetti.

İtalyan hükümeti üretimin sürekliliğini sekteye uğratmak istemediğini açıkça gösteriyor. İtalya bir yandan, Kovid-19 salgınına karşı sokağa çıkma yasakları, OHAL gibi uygulamalarla insanların hareket serbestisini sınırlıyor; bir yandan da şirketlerin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Bir açmazı barındıran bu uygulamalar kapitalizmin en temel çelişkisini tüm yakıcılığıyla bir kez daha gözler önüne seriyor: Emek-sermaye çelişkisi. Çelişkiyi derinleştirecek olan,  işçilerin sağlıklarını düşünüp güvencelerinin sağlanması için mücadeleye girişmeleridir. Nitekim o yönde haberler geliyor.

Bertell Ollman’ın dediği gibi: “Hayatın olduğu yerde çelişkiler var. Ve çelişkilerin olduğu yerde de umut…”[7]

Covid-19 Zengin-Fakir Ayırmıyor Mu?

Koronavirüs ile birlikte egemenlerin yapılan açıklamalarda ve sosyal medyada fazlaca dolaşan gönderilerde, zengin-fakir ayrımının ortadan kalktığını, salgının tüm insanlığı tehdit ettiğini ve ‘insan’ olma temelinde herkesin eşitlendiği söylendi.

İlk bakışta gerçek gibi görünen bu argüman açıklanmaya mecbur birçok soruyu içerisinde barındırıyor. Esasında bu argüman ‘liberal iyimserlik’ten başka bir şeyde değil.

Zenginlerin korumalı ve izole villalarında, halktan uzak ve halkın erişmesinin mümkün olmadığı yalılarından verilen ‘Hepimiz eşitiz’ vaazlarının yoksulların sofrasında bir karşılığının olmadığı apaçık ortadadır. Küçük farklar kuşkusuz anlamsızlaşıyor, önemini yitiriyor fakat bu yüzde 99 için geçerli.

Bizler bilime güvenerek ve gerekli tedbirleri alarak bu salgını en hafif şekilde atlatmak için yalnızlaşmadan mücadele etmek zorundayız. Paniğe kapılmayalım, önlemlerimizi alalım, yalnızlaşmayalım mücadele edelim.

Zizek’in çok tartışılan güncel yazısında belirttiği gibi, “koronavirüsü aynı zamanda bizi topluma ve bilime güven temelli bir komünizmi yeniden icat etmeye mecbur bırakacaktır.”[8] Zizek’e Walter Benjamin’in sözleriyle katkıda bulunalım: “Her çağ kendi halefini düşler.”[9] Neoliberal kapitalizm çağının halefini yaratma zorunluluğumuz Covid-19 salgınıyla birlikte tekrar yüzümüze çarpılmıştır.

Covid-19 salgını geçip gittikten sonra dahi belirginleştirdiği çelişkiler, ekonomik, siyasi ve kültürel değişimin yaşandığını bir dönemi başlatacaktır.

Michael Löwy çeşitli denemelerini topladığı ‘Dünyayı Değiştirmek Üzerine’ adlı önemli eserinde Benjamin’in Marx’ın devrim yorumuna yaptığı şu katkıyı aktarıyor: “ Marx, devrimlerin dünya tarihinin lokomotifleri olduğunu söyledi. Ama belki de onlar başka bir şeydir. Devrimler, bu trende seyahat eden insanlığın imdat frenini çekme eylemidir.”[10] Küresel Covid-19 salgını şunu salık veriyor: Artık imdat frenini çekme vaktidir!

Bu perspektifle yaklaştığımızda Kovid-19 gibi küresel tehditler küresel dayanışma ağlarına dönüşebilecek bir potansiyel taşıyor. Yalnızlaşmadan mücadele edeceğimiz zeminleri yaratmak, dayanışma ağlarını kurmak, panik ortamını azaltarak bilime olan güvene işaret etmek elzemdir.


[1] José Saramago, Körlük, Kırmızı Kedi Yayınları, 2017

[2] A.g.e

[3] Türk Tabipler Birliği, “Kapitalizmin Krizi ve Sağlık Konferansı”

[4] http://imdatfreni.org/covid-19-uzerine-8-tez-daniel-tanuro/

[5] A.g.e

[6] https://elyazmalari.com/2020/03/15/korona-virusu-zamanlarinda-emek-maurizio-coppola/#_ftn1

[7] Bertell Ollman, Diyalektik Soruşturmalar, Yordam Kitap, Ekim 2018, s.13

[8] https://terrabayt.com/manset/zizek-koronavirusu-kapitalizme-kill-bill-vari-bir-darbedir-komunizmin-yeniden-icat-edilmesine-yol-acabilir/

[9] Walter Benjamin, Pasajlar, Yapı Kredi Yayınları ,2008

[10] Michael Löwy, Dünyayı Değiştirmek Üzerine, Ayrıntı Yayınları, 1999, syf.227

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir