Öğrenci Gençlik Hareketi Üzerine Notlar -2

Öğrenci Gençlik Hareketinde Devrimci Gençlik Kırılması

1969 yılı, Türkiye’de öğrenci gençlik hareketinin tarihinde yaşadığı önemli bir kırılmaydı. 1969’lu yıllara kadar öğrenci gençlik her ne kadar Milli Demokratik Devrim(MDD) tezini savunanların yanında yer alsa da Mihri Belli’nin bağımsız politik bir örgüt konusunda ayak direyişi ve sol cuntacılarla iş birliği ‘gayreti’ öğrenci gençliğinin önemli bir bölümünü MDD hattının barutunu tükettiğini düşünmesi yol açtı. Bununla beraber, ülkücü faşist çetelerin başlattığı ‘ülkücü komandoların’ saldırı ve cinayetleri, devletin arttırdığı baskı ve tutuklamalar öğrenci gençlik açısından mücadeleyi üniversite dışına taşımaya ve buna paralel olarak silahlanma fikrinin güç kazanmasını sağladı.

Öğrenci gençliğin yeni bir kuşak yaratması ve dönemin kendi öznelerinin ısrarının yoğun olduğu bir atmosferde, 9-10 Ekim 1969’da FKF 4. Kongresi toplandı ve kongre, örgütün adının Dev-Genç olarak bilinecek Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu(TDGF) olarak değiştirilmesi ve yeni bir tüzüğün benimsenmesi ile sonuçlandı. Türkiye devrimci hareketine damgasını vuracak, 1971 başkaldırısının 3 mevzisi THKO, THKP-C, TKP-ML’yi Dev-Genç’in deneyimiyle harmanlanan bir eğitimden geçen kadrolar kurdu. Dev-Genç’in tüzüğünde ‘işçi ve köylü gençlerin örgütü’ vurgusu ve ‘işçi köylü derneklerinin de federasyona üye olabileceğinin yazması, yeni dönem mücadelenin seyrinin üniversite sınırlarını aşma perspektifinde ilerleyeceğinin göstergesiydi.

Devrimci Gençlik, eskiye bir reaksiyon, eskinin çözülüşü ve oradan yepyeni özelliklerin çarpıştığı bir sentez olarak Türkiye devrimci hareketinde yeni bir hareket tarzının ilanı olmuştur. Öğrenci gençlik hareketinin anlamını; günün şartlarına uygun ve sınıflar mücadelesinin güncel ihtiyaçları doğrultusunda irdelenmesi gerektiği olarak anlayan Devrimci Gençlik’in, memleket gündeminde asli bir güç pozisyona gelmesinin parolası bu hareket tarzında gizlidir.

Devrimci Gençlik’ten Bugüne: Kitlelerle Bağ

Üniversite ve memleket siyasetinde kitlelerle kurulan bağ özü itibariyle politiktir. Bu bağı kurarken sırtımı dayadığımız devrimci bir siyasallık yöntemiyle oluşturacağımız araçlar kuşkusuz hayati bir öneme sahiptir. Üniversite siyaseti özelinde söyleyecek olursak; bugün üniversitelilere ulaşmak, üniversitelilerle ilişkilenmek için organik ilişkilere dayalı ve inandırıcılığı yüksek bir politik programı hayata geçirme konusunda inatçı olunmalıdır. Üniversiteliler kurulan bağ, ilk önce söylenen sözün doğruluğuna daha sonra da örgütlenmeye bağlıdır. Belirgin, net bir şekilde ifade edilen ve dönemin konjonktürel durumuna uygun düşen bir hedef belirleme üniversitelileri harekete geçirme açısından temel bir noktada durmaktadır.

Siyasal konjonktürün hızla değiştiği son yıllarda doğru bir siyasi çizginin saptanması, memleket ve dünya gündemini yakından takip eden, sanat ve edebiyat dünyasındaki gelişmeleri takip eden, bilimin takipçisi olan, bunları Marksizm-Leninizm’in bilgisiyle sorgulayan ve buralara dair fikrini söz ile ifade edebilen öznelerin varlığı ve bu öznelerin genişlemesiyle mümkündür. Bütün bunların ardından günün koşullarına ve siyasi pratiğine uygun olmayan, kopuk ilişkiler organik bir ilişki değil pamuk ipliğine bağlı ilişkilerdir.

Faşizm Koşullarında Olanaklar: Mücadele Kanalları

Neoliberalizmin korku temelli bir programla hayatımızın her alanına saldırdığı bu dönemde mücadelenin olanakları ve kanalları da kuşkusuz siyaset tarafından şartlandırılarak sınırlandırılıyor. Üniversite kampüsleri sermayedarlara peşkeş çekiliyor, üniversiteler mekânsal hiçleştirme politikasının ürünü olacak şekilde dört duvardan ibaret kılınmaya çalışılıyor, akademinin içi KHK düzeniyle boşaltılarak iktidar lehine yeniden dizayn ediliyor, bilimsel bir eğitim yerle yeksan ediliyor, üniversiteliler geleceksizlik tehdidiyle baş başa bırakılıyor, harçlığını çıkaramayan öğrenciler sanayi bölgelerinde, inşaatlarda iş cinayetleri sonucu hayatını kaybediyor… Liste uzatılabilir. Tek tek yakıcı etkileri olan bu çabalardan bir sonuç çıkıyor: Var olan dinamizmi ve potansiyelinden ötürü üniversiteliler etkisizleştirilerek teslim alınmaya çalışılıyor. Verili olan bu durumun ortasında öğrenci gençlik hareketine ‘öcü’ gözüyle bakılıyor ve verili duruma itiraz etmeyen üniversite gençliği yalıtılmış, steril bir alana ‘mahkum’ oluyor.

Neoliberal hegemonyanın devlet desteğiyle beraber üniversitelileri kendi çizdiği alanlara hapsetmesinin yıkılması adına üniversiteye yabancılaşan öğrenciler için güncel, kapsayıcı, güvenilir mücadeleye katılım kanallarının oluşturulması ve geliştirilmesi üniversiteyi baştan yaratma iddiasında olanların bir ödevidir. Bu mücadele kanallarını oluştururken öğrenci gençlik hareketi bileşenlerinin kendi dar örgüt çıkarlarını, üniversite gençliğinin ve eylemlerinin çıkarlarına ikame etmesi sorununa düşülmemesi önemlidir.

Öğrenci gençliğinin politikleştirilmesi sorunu mücadele kanallarının azlığı ve üretilmemesi sebebiyle ciddi oranda azalmış olmasından dolayı dönemin kendi öznelerini yaratmadaki zorluk ‘hazırdan yeme’ refleksini geliştirerek var olanı tüketen bir çizgide ilerlemektedir. Bu var olanı tüketen anlayışı mahkum etmek adına öğrenci gençliğini politikleştirmek, yani mücadelenin kendisine politik bir karakter kazandırmak gerekliliktir.

Öğrenci gençlik hareketinin kırılma ve dönüm noktalarından da çıkaracağımız bir diğer sonuç şudur: Her kırılma dönemi, o dönemin kendi öznelerinin var olanın reddederek itiraz etmesi üzerinden şekillenmiş ve sisteme bu perspektifle bir gedik açarak, mücadelenin yol açıcısı olmuştur.

Sonuç Yerine

Devrimci Gençlik’ten bugüne kadar öğrenci gençlik hareketini yükselten ve bir mücadele tarzı bırakan deneyimler sol romantizmin nesnesi olmak yerine bugünün koşullarını anlamak ve söz üretmek için sorgulanabilir bir kılavuz olmalıdır.

Dönemin güncel siyasal konjonktürüne ve sübjektif durumlara göre bir siyasi programın inandırıcılık ve güven parolasıyla hayata geçirilmesi ve buralardan bir dinamizm yaratması sebebiyle dönemin kendi öznelerinin var edilmesi yeni bir mücadele deneyimi bırakmak ve öğrenci gençlik hareketi açısından taş taş üstüne koymak adına temel bir noktadadır.

Verili durumun analizi yani faşizm tahlilleri mücadele açısından atıllık gerekçesi olmamalı, inat, sabır ve net adımlarla yeni mücadele kanallarının yaratılması gerekmektedir.

Devrimci Gençlik’i Devrimci Gençlik yapan yukarıda anlatılmaya çalışılan hareket tarzı ve bakış açılarının kavranması ve buna uygun davranılması ile daha iyi anlamlandırılacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir